Bumerang - Yazarkafe

1 Ağustos 2015 Cumartesi

Bir Adın Kalmalı Geriye

görsel alıntıdır
Uykudan uyanalı henüz on saniye bile geçmemişti. Oda krem rengi perdeleri kapalı olduğu için karanlık ve havasızdı. Maviye boyanmış duvarları, etrafta kaçak bir kat çıkılmış apartmana dönen kıyafetleri, birkaç sigara izmariti, bitmiş paketler, kağıda karalanmış ağız dolusu küfürler, alarmı günlerce çalsa da onu uyandırmayı hiç başaramayan telefonu ve yırtılmış eşyalar dolu bir odadaydı. Saatin kaç olduğunu merak etti. Kalkmaya hali yoktu yataktan.



Pencerenin açık kalmış küçücük aralığından sızan ay, gece vakti olduğunu fısıldıyordu kadına. 

 Kaç saattir uyuduğunu anlamak için sallana sallana kalktı yatağından. Tamı tamına 35 saattir uyuyordu. Ömrünün rekoru olmalıydı bu. Gerçi yaşadığı şeyler de ömründe hiç yaşamadığı, kaldıramayacağını düşündüğü şeylerdi. 
Zaten neyi başıma gelmez diye düşündüyse gelmişti. İnsanlar böyleydi. Kötü olan hiçbir şeyi ne kendisine, ne sevdiklerine yakıştırabiliyordu. Gün geliyor, ölüm sevdiklerini buluyor. Gün geliyor sevdiklerin seni kandırıyor, aldatıyor, falan filandı işte.

Bazen ölüm, aldatılmaktan daha güzeldi. En azından hayatını verdiğin o insanı şerefli bir şekilde hatırlayıp yasını tutabilirdin. Keşke dedi kadın, keşke ölseydi... 

Boşvermişliği önce ayaklarına vurdu. Yaz mevsiminde hep sıcacık olan ayakları ısınmaz oldu. Kalp çarpıntıları oldu birkaç gün. Gülerek ağlama krizleri geldi ardından. Gözlerinden yaşlar gelene kadar katıla katıla güldü, sonra ağladı. Sonra gülerek ağladı. Başını yastıklara bastıra bastıra ağladı. Sesini kimseler duysun istemedi. Onun ne halde olduğunu kimse bilsin istemedi. Birbiri ardına yaktığı sigaralarından başka hiçbir şeye heves edemedi. Giyinmedi, süslenmedi. Kendini bulduğu şarkılarda kahroldu. Onlar da kahrolsun istedi. Ciğerindeki yangın tüm yalancıları yaksın istedi. Kolay değildi kendi kalbine sapladığı bir bıçakla günlerce bağırmadan yaşamak. Ölen vardı, yas vardı, simsiyah zifiri bir karanlıktı içi. 
 Yaşadıkları sinirlerini fazlasıyla yıpratmıştı. Ama kalabalıklar içinde hep güçlü kaldı. Dimdik durdu; o orospuya, lanet adama, acısını izleyen tüm gözlere.
 Onun utanacak hiçbir şeyi yoktu ki. Elinde inanmışlıkları, umutları, seni seviyorumları, günaydınları, yıllarca gün sayılan özlemleri, içinde onunla anılar dolmuş şehirleri, şehirlerdeki kafeleri, birlikte büyüdük dediği yılları, deli gibi kıskançlıkları, içinde yeri hiç dolmayacak boşlukları ve odasında lanet olası birkaç eşya vardı. Her kıyafetinde, her eşyasında ondan izler vardı. Hepsinden kurtulmak istiyordu. Aslında enkazdan farkı olmayan kendinden de kurtulmak istiyordu. Ama onun da zamanı vardı.
 O gün elinde avuç dolusu bayram şekerleri vardı gelirken, ikram edecekti sevdiği herkese, öpecekti hepsini. Varlıklarına bir gün daha şükredecekti. Uyandığı o sabah hiçbir şey eskisi gibi olmadı. Yüzü düştü önce, şekerlerini bıraktı, sevdiklerini bıraktı. Kimseyi öpmedi. Hiç şeker yiyemedi. Amcası ''Hayırdır kızım, amcan mı öldü, neden öyle bakıyorsun?'' dedi gülerek. ''Uykusuzluk amca'' dedi, ciğerindeki yangın gözlerinden birdenbire çıkacak, hepsi yanacak korkusuyla. ''Yanıyorum, ben öldüm amcaaa!'' diyemedi.Oysa bayram bizlere armağan edilmiş bir günden başka nedir ki?
Kadın için artık ölümün yıl dönümüydü bayramlar. O günden sonra bir daha hiç şeker yiyemedi.

Zaten mutluluk hayatı boyunca bir beden büyük gelmişti ona. Şekermiş, bayrammış, aşkmış, dostlukmuş; bunlar onun harcı değildi. Ona cuk oturan yalnızca acı çekmekti.

 O günden sonra lanet adamın bakışları, yüzü, elleri, anıları; kadının ısınmayan ayakları, her güne umutla başlayan yüreği, gülerek ağlamaları, adam için dua edişleri bir bir uzaklaştı hayatından. Gözlerindeki ölü bakışı, ellerinin bomboş kalışı, insanlara karşı dimdik duruşu hiç değişmedi. Çok uyudu, çok sevdi, çok öldü. 

''Evet, çok seven çok ölür!
Sevmeyin, ölmeyin'' diye haykırdı penceresinden dışarı doğru. Bir de küfür savurdu.

Bu gece küfür etmeye de sıçayım böyle dünyaya diyerek son verdi. Odasını topladıktan sonra yeni, sessiz, hissiz yaşantısına başladı.

''Bir adın kalmalı geriye, kırılmış şeylerin nihayetinde
Aynaların ardında sır, yalnızlığın peşinde kuvvet
Nihayet; bir adın kalmalı geriye, bir de o kahreden gurbet
Sen say ki; ben hiç ağlamadım, hiç ateşe tutmadım yüreğimi, geceleri koynuma almadım ihaneti...''










7 yorum:

  1. OF OF OFFF,Eğer gerçek bir yaşanmışlıksa,ne kadar da az bir farkla aynı şeyleri yaşıyoruz.Dünyanın her bölgesinden her gün kimbilir kaçlarca beddualar ulaşıyor gökyüzüne,aldatılmış kadınların ciğerlerinden ses olup bazen; bazen de gözyaşları oluyor ilenmelerinin sesleri.Her kimse bunu yaşıyan ,hakikaten bazılarına hiç bir güzellik layık olmayan erkeklerin,riyakarlık sürecinde az da olsa gerçeklikten minnacık eser varmıdır diye avunma ihtiyacım var şahsen benim.Ne kadar hızlı tüketime geçtiler,dejenerasyona uğradıkları son iğrenç halleriyle... Ve alet olan kadınlar.Onlar diğer bir kadının belki aylar sürecek çaresizliğinde boğulsunlar.Sanırım Merve idi ismin.Kimse bunlar başına gelen,onu tanıyorsan yanaklarında benim için öpermisin?. Yüreğine sağlık yavrum.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ece hanım, evet yaşananlar gerçek. Ne yazık ki yardımcı olamayacağım öpme konusunda, gelin öpün yanaklarımdan...
      Söyleyecek bir şey yok daha fazla...

      Sil
    2. Tahmin etmiştim yavrum.Sana sabır diliyor ve yanaklarından öpüyorum.Ben bu yaşta yaşadığım aşkta bile,ilk defa yenik düştüm,köpek gibi önüme gelip yalvaran 45 sene önce lisede bana aşık olan birine.Allah'ım bana sevimli göster onu,beni seviyor diye dua ettim tuttu da,okuduğum beddualar daha tutmadı.Sabır yavrum.Hoşcakal.

      Sil
    3. Üzgünüm yavrum,bu duyguyu tanıyorum.Ne diyeceğimi bilemiyorum.

      Sil
    4. Teşekkür ederim Ece hanım. Her şeyin hayırlısını isteyebileceğim, güvenebileceğim bir Rabbim var. Sabır versin.

      Sil
  2. O kadar gerçeklik, yaşanmışlık, duygu geçiyor ki insana bu yazıdan...

    YanıtlaSil
  3. Yaşanmamış olmasını yeğlerdim...
    Düştüğü yeri yaksa da ateş, hala kalbi olanlar üzülebiliyor evet.

    YanıtlaSil

Ben buradayım sevgili okuyucum, peki sen neredesin?