Bumerang - Yazarkafe

18 Haziran 2014 Çarşamba

Bir İntiharın Öyküsü

Mevsimler geçer, hayattaki her şey değişirken daim kalan tek şey içindeki o tarifsiz şeydi. Acı mıydı? Azap mıydı?  Hayır, bugüne kadar tanımlanan  her duygudan farklıydı. Bambaşkaydı..
Sevdiği kadın da öyleydi; farklıydı...
Görsel alıntıdır

Ömürdü, her sabah yeni güne uyanma amacı, yaşadığı her şeye katlanma sebebi, yediği yemek, gözlerindeki ışık, damarlarındaki kandı. Kısacası diğer yarısıydı canının. Fakat artık yoktu. Ve giderken her şeyi alıp götürmüştü. Sadece o kahrolası karanlık, tarifsiz şeyi bırakmıştı.. Ah o şey! Onu da alsaydı yanına.. Ya da kıysaydı bu yarım kalmış cana. Onsuz dayanamazdı ki... Her geçen ay, gün, dakika acı vermeye başlamışken... Ve çok özlemişken...
Uçurum kenarında oturuyordu bir akşamüstü. Önce yaşanan güzel anları düşündü uzun uzun. Beni güzel hatırla demişti giderken.. Sıra ayrılıklarına geldiğinde yine o karanlık, tarifsiz boşluk...
Kurtulmak istiyordu artık bundan. Bir an açtı gözlerini. Dünyada onu anlayabilecek, içindekini söküp atabilecek bir şey yoktu. Sonra gözü önündeki uçuruma kaydı. Evet, gördüğü uçsuz bucaksız, karanlık bir boşluktu. Tıpkı kalbindeki gibi.. Ruhunun ancak orayla bütünleştiğinde huzur bulacağını anladı. O mu ? Ölüm haberini aldığında üzülecekti belki. Belki biraz da vicdan azabı.. Ama sadece bu kadardı, kahrolsundu işte. Düşünmedi başka bir şey. İşi, ailesi, dostları.. Onsuz hiçbirinin anlamı yoktu.
Ve gözlerini sımsıkı kapayıp o tarifsiz boşluğa teslim oldu. Ruhu o aradığı huzurda, bedeni paramparça..

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Ben buradayım sevgili okuyucum, peki sen neredesin?