Bumerang - Yazarkafe

30 Ağustos 2015 Pazar

Kendini Rahat Bırak

görsel alıntıdır
Hepimizin üzüldüğü şeyler, kızdığı durumlar, belirsizlikten nefret ettiği halde belki de bilinmeyen tarihlerde netleşecek bulanık olaylarımız var.
Yaşamın ilk yıllarında sevilme isteğiyle başlayan, ardından başarmak için verilen uğraşları kapsayan enteresan bir bok çukuruna düşüyoruz. Ne içinde kalabiliyoruz bu çukurun -malum kötü kokuyor- ne de dışına çıkabiliyoruz. Onca insan koşuştururken öylece oturamıyoruz bu maratonda. İttire ittire de olsa bir şeyler yapmaya çalışıyor kimimiz, kimimiz çok hızlı başladığı için bir yerde tıkanıveriyor.

 Hızını ve nefesini orta düzeyde ayarlayabilenler her zaman başardılar bu çileden en az hasarla kurtulmayı.
Önce aitlikle başladı. Bir ebeveyn tarafından sevilmek için verilen uğraş, iki yaş sendromuyla birlikte ben yapacağım, ben edeceğim inadı, sonrasında birtakım zor dönemleri atlattıktan sonra okula başlama, derslerinde başarılı olma ve belirli bir sosyal gruba dahil olmaya çalışma ile henüz kendini tanımadan a b c yi öğretmeleri. 2+5 kaç eder bildiğin zaman sol taraftaki pencere önü sıraların en önünde oturabiliyorsun. Öğretmen seni yanında görmeyi seviyor çünkü. Yok yapamıyorsan duvar tarafı tembeller sırasının önem verilmeyen herhangi bir yerinde oturuyorsun. Hani güneş bile vurmamalı senin tenine. Bodrum katına kaldırılmış kullanılmayan bir eşya gibi sessizce çöpe atılmanı bekleyeceksin. Al sana bir çukur. Hem de ilkokul sıralarında başlayan bir çukur. Sen daha soruyu yazamadan o öğretmenin gözde öğrencisi cevabı şak diye söyleyiverir. Sen de olmayan beyninle düşünürsün. Evet benim de o yıllarda matematiğim hiç iyi olmadı, muhtemelen öğretmenimle ilgili sorunlardan (çünkü matematiğim şuan iyi diyebileceğim bir düzeyde) dolayı. Ben de sadece soruları yazmakla, tahtaya çıkmamak için dualar etmekle yetinirdim. Duvar tarafı mı, orta sırada mı oturuyordum hatırlamıyorum. Zaten önemi de yoktu. İkisi de aynı çukur işte. Yalnızca biri daha çok güneş alıyordu.
Öyle ya da böyle ilkokulu atlatıyorsun, ortaokulu atlatıyorsun. Lisede ağır bir buhranla başlıyor, ya tam çıkıyorsun ya da parçalanmış bir ergen...
Aşk diye bir şey varmış lan buralarda diyorsun. Bakıyorsun çevrene. Güzel insanlar buluyorsun, çoğu da uzaktan göründüğü kadar güzel çıkmıyor. Üzüyorlar seni. Çoğunun sevildiğinden bile haberi olmadan geçip gidiyor bu fani duygu da. Karşı tarafın hiç haberi olmadan sevdiğiniz illa ki olmuştur. Sahi hiç saymayı denediniz mi bu kaç kez oldu? Ben sayamayacak kadar çok olduğunu biliyorum kendi adıma. Ah, aşk da güzeldi o zamanlar. Ölene kadar duramadığın ve çıkamadığın bir çukurda yaşıyorsun kısaca. Üzüntüler, arkadaş gruplarından dışlanmış, ailesinden ayrı kalmış çocukların acıları nerede?

Büyüyünce...
Ah büyüyünce...
Sevgili okuyucu ben o konuya hiç girmeyeyim ama demek istediğimi anladın sen. Hangi acı dünden bugüne aynı şekilde kaldı? 
Hangi durum belirsiz devam etti?
Belirsizlikler, üzüntüler, mutluluklar, çevrendeki insanlar, sevgilin, ailen, duyguların...
Biliyoruz ki hiçbiri ebedi değil. Sana ait olduğunu düşündüğün hiçbir şey senin değil.
Kim ne derse desin, ne düşünürse düşünsün zaman her şeye karar veriyor ve o bilinmeyen sonuçları gün yüzüne çıkarmayı başarıyor. İyi ya da  kötü, sonuçlanıyor ve sonuçların etkileri çok sürmeden yok oluyor. O yüzden kendini rahat bırak. Şu maratonda en önde koşacağım diye paralama bedenini. Nefessiz kalıyorsun, adını bile duymadığın hastalıkların çıkıyor sonra bak.
Bırak zaman halletsin o kanayan yaranı sen kaşıma, zaman kendi merhemiyle iyileştirecektir. Sen sadece yarana üflemekle yetin. Ve unutma, yaralarınla hep güzeldin; hep güzel kalacaksın.






10 yorum:

  1. bazen zamana bırakmak en doğrusu..

    YanıtlaSil
  2. Aslında hep zamana bırakmak en iyisi değil mi mavi, yani elinden geleni yaptıktan sonra.

    YanıtlaSil
  3. offff ya hayat yaaa de miiiii :)

    YanıtlaSil
  4. “Fazla ciddiye almayın şu hayatı, nasıl olsa içinden canlı çıkamayacaksınız.” der Necip Fazıl.. Matematiğim iyi olmuştur hep ama o çukurun dışında olduğumu da hatırlamıyorum. Fazla hırs insanı yıpratmaktan başka bir işe yaramıyor yani, bazen izin vermeli zamana..

    YanıtlaSil
  5. Çukurdan bir çıkabilsek, her şey daha kolay olacak sanki.İlahi bir teslimiyet şart....
    Yorumunuz için teşekkür ederim hoşgeldiniz :)

    YanıtlaSil
  6. Hoşgeldiniz, değerli yorumunuz için teşekkür ederim :)

    YanıtlaSil
  7. Yazınızı zevkle okudum. Ben de bu durumla ilgili bir yazı yazmıştım okumak isterseniz eğer linkini veriyorum.
    http://zincifrefikriyat.blogspot.com.tr/2015/09/bazen-zamana-brakmak-gerekir.html

    YanıtlaSil
  8. Hoşgeldin sevgili okuyucu :). Geleceğim, teşekkür ederim.

    YanıtlaSil

Ben buradayım sevgili okuyucum, peki sen neredesin?