Bumerang - Yazarkafe
Edebi Karalamalarım etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Edebi Karalamalarım etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

16 Kasım 2024 Cumartesi

Ölüme Varışı Özledim



 “Benim umuda olan inancımı bir gece paslı bir makasla kesen de kim?”

Her gece bu cümleyi çığlık çığlığa söyleyerek uyanıyordu. Kabusları, sonu gelmez göz yaşları tükenmedi, bir sıkımlık canım vardı sanırdı da bin kere vuruldu, ölemedi. 

Oysa ölebilmek isterdi bir akşamüstü, çiseleyen sessiz yağmur damlaları arasında gömülmek. 

Nasıl bilirdiniz hiç sorulmasın isterdi. Kendi bile nasıl olduğunu bilmedi ki. Kimse gerçekten nasıl olduğunu sormadı ki. Kiminin ilacı, kiminin kalp sancısıydı işte…

1 Nisan 2024 Pazartesi

Sessizlik




 Öyle çok çabaladım ki duyulmak için, sonunda kimsenin duyamadığı çığlık çığlığa bir sessizlik hüküm sürdü bu yollarda.
Gerçek acıların duyulması mümkün olmayacak desibellerde sesi vardı.
Eski şarkıların hüznü var bu sessizlikte, çocukluk oyunları, bir saç okşaması, içten bir gülümseme, eski güzel günler var.
Yıkık dökük şehirlerin toz bulutu öksürükleri var, kanserli hücreleriyle yaşamaya başlayan çocukların Aylarca aç kalmış, her gün ölen çocukların ağlamaları
 Adalet var, bir kağıda yazılıp yakılmış 

31 Aralık 2022 Cumartesi

Duvar



'' Dağları, tepeleri, tümsekleri aşmışken; türlü yolların zorluklarında boğulmaktan son anda kurtulmuşken

Ne yapsam hep eksik kalan, bir türlü aşamadığım o duvar sen misin?

Notaların bir dili vardı, sözleri kişilerin hikayeleriyle tamamlanırdı. Bu yüzdendi enstrümanların yüreğe çok başka dokunuşu. Bu yüzdendi herkesin duvarlarının farklı oluşu. Her duvara sırt yaslanmadığı gibi her dört duvar da ev olmuyordu. Evi zamansızca yanmışlar bunu iyi bilirdi.''

Hikayesini anlatırken böyle başlamıştı söze. Sonra aslında hikayem dediği şeyi kendinden başka kimseye anlatmamış olduğunu fark etti. Ama o kadının gözleri, sanki her şeyi biliyorum, birlikte çözebiliriz der gibi bakıyordu. Gözlerinin derinlikleri, renk geçişleri, hatta hangi bölgelerinin kanlandığına kadar biliyordu. Bu, her akşam dönülen evin yolu gibi ezbereydi zihninde.

17 Aralık 2022 Cumartesi

Sevgilim

 

Aşkların, savaşların şiirden çıktığı bir düş benimkisi.
Dikenler üstündeki bir yolu dümdüz çiçeklerle kaplamaya çalışmanın nafile çabası.

Oysa yollar yokuşlu ve sisli olurdu. Kenarda felaketine erken kavuşmuş hayvan cesetleri. Issız, kimsesiz, hissiz bir düşte ip üzerinde var olmak kolay mı sandın?

Göz kenarlarında oluşmaya başlayan çizgiler, beyazlamaya başlayan saçlarını izlemenin manzarasını herhangi bir şehrin herhangi bir tepesi sağlayamazdı. Benden başka herkesin yorduğu ellerine yazık oluşuna, yıllar ve yolların yanında ben de şahidim. 

30 Ağustos 2022 Salı

Zehir



Güneşin batışında her akşam, şahsıma münhasır yangınlarımdan, bir kor düşmez mi yüreğine?

Bana şifa olmayan ilaç, sana zehir olmaz mı?

En güzel cümlelerin, en güzel betimlemelerin katli ancak yanlış bir adreste mümkünken, mümkünlerin nasıl imkansıza dönüştüğünü kahkahalarla ağlayarak izledim ben.

Biliyor musun sevgilim, Tanrı'nın yeryüzündeki gülümsemesi artık yalnızca azabı. 

Cümle değişti. Tanrı'nın en büyük azabı yeryüzündeki gülümsemesidir artık.

Bu hayat benim

Bu hayat benim değil. 

Bu eller benim

Bu eller benim değil.

Benim olsaydı ellerimden kayıp giden ellerini, hayatımdan kalbimi dağlaya dağlaya gidişine izin verir miydim hiç?

İnsan içine atmamalıydı. Çığlık çığlığa bağırmalıydı acısını. Ki acısı biraz olsun dağılsın. İçimden çıkıp yine içimde yankılanan, her yankıda kulaklarımı, kalbimi, gözlerimi mil çekilmiş gibi yakan bu acıyla söyle sevgilim, nasıl yaşanır?

Aynalarda ölsen bile temizlenmez ellerinin izi, dediğin bir kalp sancısıyla nereye gidersen git, yol da acı da içindedir, geçmez.

Kaç intihar planı kurtarır hayatımı?

Şifamı zehir eyleyen bu hayattan artık hiçbir beklentim kalmamışken söyle, hangi mutluluk yalancı gülümsemelerimi bile güldürebilir?

Aklımın iplerini hiç bilmediğim diyarlara saldım. Arayışta değilim. Sonda, en sonda aklım. En sonu bekliyorum. En sonumu bekliyorum.

Ellerim sevgilim, eldiven takıp korunduğum sarı siyah tuğlaların en keskin uçlarında törpülediğim ellerimden, hiç tutmadığım ellerinin izi geçmedi.

Gözlerim sevgilim, hayalimdeki kimsesiz evlerin hiç doğmamış çocuklarının hüznünden bir parça kopardı da yaşlarımda kokun geçmedi.

Saçlarım sevgilim, uçlarına kadar kırıldıkları her yerde senden bir parça bıraktılar da yine de senden geçmediler.

Ayaklarım sevgilim, senden geriye giderken bile çıkmaz sokaklarda, cılız bir sokak lambasının ışığındaki umuda sığındılar da yine de geri dönmediler.

Bu ev, artık yuva değil. Bu duvarlarda artık ismin yerine dünyanın herhangi bir yerindeki hıçkıra hıçkıra yazılan en acı cümlelerden derlenmiş, her satırında gözyaşı olan bir roman yazıyor.

Bu roman acı, bu roman cinnet, bu roman ölüm.

31 Temmuz 2022 Pazar

Veda Günlüğü



 Açık renk kotu, beyaz ve özenlice ütülenmiş gömleği, beyaz spor ayakkabıları, her zaman kısa kestirdiği saçları, soluk benziyle zihninin en güzel odasında yer alıyordu. Yana doğru kayan dudağıyla son kez gülümsemişti veda ederken, gülüşüyle ilgili en güzel olan şey oydu zaten.
Kalpte ise tüm odaları katıp tek bir salon yapmıştı yerini. Yani bu veda bir evin odalarını sığınağa çevirmişti. Sığınakta tek oda, tüm ayrıntılarıyla ezbere bilinen bir silüet vardı artık; girişler ve çıkışlar yasaktı. 
Birtakım yaşamsal malzemeler, sınırsız tütün ve içecekler vardı. Tütün dumanları acının katsayısına paralel olarak yoğunlaşıyordu. Bir cam bıraksa iyi olurdu aslında, nefes almak için. Ama artık nefes almanın dışarıda veya içeride, denizde veya ormanda olmasının hiçbir önemi kalmamıştı.
''Bir sevgi, bir de sevgisizlik her şeyi yaptırır'' derlerdi insana. Bu veda sevgiden miydi, sevgisizlikten miydi bilmiyordu. Ama evleri sığınağa çeviren vedaları hiçbir insan hak etmiyordu.
 Sığınaktan çıkmak için yılda bir günü vardı kadının. Onun gittiği gün.  Bugün de o döngü günlerinden biriydi. 
Yine aynı yollardan, aynı şarkılarla, aynı adımlarla gidiyordu. Güneşin doğuşundan yeniden doğuşuna kadar devam eden bir bekleyişti bu.
Tren garında veda eden her anne, her çocuk, her aşık biraz oydu. Başka acılardan kendine pay çıkarmayı hep sevmişti kadın.
Gözyaşlarının akışındaki ritimden ne şarkılar çıkıyordu, tadından ne yemekler, bilseniz. 
Yerine hiçbir şeyi koyamayacağı bir boşluğu kucaklıyordu her gittiğinde. 
Siz hiç hayatınızdaki her şeyi, bir boşluğun sessizliğine tercih ettiniz mi?
Hani düşüncesini bile hiçbir varlık bölmesin istediniz mi?
Peki her sene aynı yıkımı, aynı acıyla karşıladınız mı?

11 Temmuz 2022 Pazartesi

Liman



Kıyıya yanaşırken limanın yangınına bile şahit olamamış bir gemi hüznü yüreğimde
Dibini bilmediğim engin denizlerde boğulmaktı artık kaderim

Oysa yola ne umutlarla çıkmıştım; yüreğimde, prangalarından kurtulmuş ürkek bir serçe
Sonsuza dek uçacağını sanıp, karşılaştığı ilk yırtıcının avıydı son nefesinde

Yıllarca çalınmamış, telleri paslanmış, akordu bozulmuş bir gitar ellerimde
Son kez o en sevdiğim şarkıyı söylerken, sesimin duyulmadığı fark edene dek çabaladığım

Çok sular aktı zamanın geçmez dendiği bu diyarda, zeytinliklerin yerini alan apartmanların
Soğuk duvarlarından sızan sessiz çığlıkları duyan olmadı

14 Mayıs 2022 Cumartesi

Kara Delik



Kahverengiden yeşile doğru ilerleyen bir renk cümbüşüydü ortasına düştüğüm kara delik. Dikkatli baktığımda kaybolmasam, ezbere bildiğim dikenli yollarında yürümem işten bile değildi.
Kayıp, soğuk, rengini yitirmiş gecelerdeki bütün iç çekişler yarım gülümsemendendi. Gülümserken ağzının kenara doğru kaymaya başladığı ilk andan itibaren yüreğimde filizlenen çiçek bahçesinden habersizdin tabii. Haberi olsa böyle bir çiçek bahçesine nasıl kıyardı ki insan?

 Her insan dedik, farklı bir hikayedir. Bir davranışın, bir sözün o insanın dünyasında ne ifade ettiğini, neleri değiştirdiğini hiçbir zaman gerçek anlamda bilmeyeceğiz. Mesela sen kara delik, içinde kaybolduğum zamanlarda hissettin mi çırpınışlarımı?

3 Nisan 2022 Pazar

Gece


Parmak uçlarından beynine kadar yeri vardı. Tıpkı damarlardaki kan gibi tüm vücudunda dolaşan, olmadığında yoksunluk belirtilerine yol açan bir maddeydi sanki.
Gurbet üzere doğulmuş bu dünyanın en beter sürgün yerinden bir geceydi işte. Yıldızlar göz yaşları buğularında kaymak üzere gibi görünüyorlardı. İçmeyi bırakmıştı. Bulanık yaşamayı sevmiyordu. 

Sevmenin her halini dibine kadar yaşadığı için acıyı da adamakıllı yaşayacaktı, kendini uyuşturmak anlamsızdı. Duygular ya var olmalı, ya da en dibine batmalıydı yerin. Çağdan dert yanan insanlar hiç samimi gelmiyordu artık.
İsteyen her şeyin en güzelini en sonuna kadar yaşardı. 
 
Şiirlerle arası bozuktu. Bazen öyle şiirler yazıyordu ki kelimelerin bile canı yanıyordu. Ömrüm yettiğince demişti. Sabır demişti. Ama sabır da yorulurdu işte. 

Yutkunamadığı bir damla anıdan okyanuslarda boğulmaktı payına düşen. Oysa bazı hayaller bazı hayallerle bir hayal dükkanı açmış olsa herkese yetecek kadar umudu vardı…

Kelimeler öyle herkese alelade kullanılacak şeyler değildi. Özellikle anlamayan biri için. Nefsi de nefesi de tükenmişti. Şuanda, tam burada son nefesini verse ruhu bile duymayacaktı. Bu yüzden kelime israfından kaçınıyordu. Bilirsiniz, israf günahtır.

20 Şubat 2022 Pazar

Atlas Kelebeği


 Sevmek bardaktan boşalırcasına yağan yağmurda şemsiye açmadan, koşmadan sakin sakin 

 Herkesin telaşla yürüdüğü caddelerde her tabelayı okuyarak, her canlının başını okşayarak yürümektir.

 Sevmek boş bir duvarda gördüğün hayale gülümsemektir, şarkıları bir başka dinlemektir.

 Nereden geldiğin, yolun nereye gittiğinden çok şuan nerede durduğundur.

 Yüreğini ellerine alıp başka bir elin merhametine bırakmaktır.

 Dikenli yolları çiçek bahçesine çevirmeye ant içmektir.

 Bir sese kilometrelerce öteden sarılmaya alışmaktır bazen

 Bazen öpünce şifa bulmaktır en çaresiz anlarda...

30 Ocak 2022 Pazar

İçimdeki Şehir

 


İçimde dağılmış, paramparça olmuş, elektriğin sonsuza dek kesildiği bir şehir var. Bu şehirde kuşlar susmuş, yerin en dibine girmiş solucanlar, köstebekler. Artık dışarıda hayat olmadığının farkında olan her şey kendine en uzağa gitme fikrini aşılamış, karanlıkta yapayalnız ölmeyi, sessizliğin sağır edici sesinde ölmeye tercih etmişler. 

25 Aralık 2021 Cumartesi

Yaralar ve Kelimeler


Kimden kaç şiir, kaç damla gözyaşı gittiğine zerre ilgi duymayan
Kaldırımdaki papatyalara bakmadan ezip geçenlerin dünyasında
Bir keman, piyano, şiir dinlemeden ölüp gidenlerin
Neler eksildiğinden çok ne kopardıklarına bakan kör gözlerin

Ekmeğini paylaşmayı bilmeyenlerin
Adım attığı her yere zarar verenlerin
Sevmekle merak etmenin doğrusallığı üzerinde düşünmeyen
Aynı ipte oynayamayan cambazların
Çareyi ipi kesmekte bulduğu dünya burası

11 Aralık 2021 Cumartesi

Adınla Başlayan



 Adınla başlayan şiirleri, mabedimin en derinlerinde dua olarak okumuşsam

Gözlerindeki kahverengiden başkasına küsmüşsem

Sana giden yolların dikenlerini güllerine değişmişsem

Yeminleri bozup yeminler koymuşsam yerine

Gülmek için bir çift söze hasret kalmışsam

Dalından koparılmış bir çiçeksem, toprağım senken

Su, güneş ve tüm bu sevgi sözcüklerinin anlamı yoksa

Senden öncesi başka bir evrense, senden sonrası en güzel halimse

Senin olmadığın bir günün aydınlığı bile zifiriyse

Adınla aldığım nefesimi, verirken uçup gitmesin diye tutuyorsam ağzımda

Sensiz kalmak ruhun bedenden çıkış ağrısı kadar güçse

Ve tüm bunların her geçen gün artan anlamsız anlamlılığı

Beni bir mum misali eritiyorsa; ışığımla, ışığında erimek sevgilim

İşten bile değil.

Ellerin ellerimde olduğu sürece, dünya her gün daha iyi bir yer.

Ellerin ellerimde olduğu sürece, umudun denize çıkan yolları hiç bitmeyecek.

İyi ki.



28 Kasım 2021 Pazar

Hükümsüzdür


 Bir gece yarısı, hava diye soluduğum şey SOG gibi nefesimi kestiğinde anladım, yaşıyor gibi yapmanın nafile bir çaba olduğunu. Sırtımda taşıdığım yüklerin her adımda daha da dibe çektiğini...

Beni terk edilmiş tren garları sessizliğinde bırakan hallerim, kimseye anlatamadığım...      

Bir sigara içimlik daha kalsaydı, son kez hep seveceğim derdim belki.               

Uyuyunca geçmez, kalk yolumuza devam edelim...

Delirmenin eşiğinde tek ayak üzerinde bekleyen bir çocuğum, aşağı düşmem için bir itişin yetecek. Ha düştüm, ha düşeceğim. Yarın sonu, uçurum...

Gözlerinde kayan her yıldızda seni dileyen, topraktan başka yerde yaşayamayan tırtılım. Uçup geleceğim gözlerine desem, birkaç günlük ömrüm feda olsun. Ama bilirim, onca yıldız içinde yazık olur rengarenk pullarıma.     

17 Kasım 2021 Çarşamba

Haberin Yok


 

Sabah doğan güneşten, gece beliren yıldızlara kadar oturulmuş bir bank sessizliğinde, biriken göz yaşlarımda boğdum senli hayallerimi. Sesini de sessizliğini de sevdim ben. En çok, hiç yokken özledim seni. Öylece, hiç var olmamış gibi, ardında bıraktığın enkaza rağmen gidişinde de sevdim...

Dar ağacına giden yamaçlarını koşa koşa tırmandım da elime batan kıymıklarına bir ah bile demedim. Dizlerimin dermanı kesildi de bir of demedim. Bazı yaralar vardır, yaratanından ötürü sevilir. Yaratan dediysem, sebep olan. Bende, ve bendeki bu şeylere sebep sen değil miydin?

Var eden değildin belki, şekillendiren sendin ve haberin olmasa da bu çürümüş bünyeyi ağır ağır yok eden sen olacaksın. Ve bundan hiç haberin olmayacak.

Gülerek asılmaya giden adamların hüzünlü cesareti var üzerimde. Çocukken de böyle aptal aptal gülümserdim ben. Babamın ilk tokadında da gülümsedim, ölümünde de.

10 Ekim 2021 Pazar

Kaktüs


Kahverengi gür saçları, içinde hayat varmışçasına -aslında herkesi kandırırcasına- parlayan yeşil gözleri, çizilmiş kadar simetrik kaşları ve uzun çenesiyle buradaydı.

Burada, bu yerde olmak var olmak demekti. Varlık üzerine düşündüğü, günlerce uykusunu bir tren garında bırakan adsız adam sonunda var olmanın yalnızca nesne olarak yer kaplamak olduğu kanısına varmıştı. Varlığın başlangıç, gelişme ve sonuç kısımlarını düşünmek anksiyete krizlerini artırıyordu.

''Yüzeysel yaşamalı dedi, yüzeysel düşünmeli. Mesela her sabah 8'de şu durakta on dakika önceden gelip otobüs bekleyen kadının gözlerindeki ölü bakışlarının sebebini merak etmemeli. Sonra neden sadece beyaz tişört giyindiği üzerinde de kafa yormamalı. Ama elinde değildi, bu arnavut kaldırımlar ya da kare desenli bir yerde yürürken taşları dörder dörder sayıp on altıyı bulunca tekrar başlayıp yol bitene kadar saymaya; çizgilere basmadan yürümeye çalışmaya benzemiyordu ki vazgeçsin. Bundan vazgeçmek kadının yüz hatları üzerinde düşünmeyi bırakmaktan daha kolaydı.

18 Eylül 2021 Cumartesi

Bir



Upuzun, sonu nereye varacak bilinmeyen bir yolda; gideceği yeri olmayanların yolunun sonudur aşk.
Kaybedilecekler listesinin başında kendi benliğinin yer olması, çok da umrunda değildir onların.
Düşler, geziler, yemekler, planlar iki kişiliktir artık.
Kişinin sevdiğine benzemesi değil, ta kendisi olmasıdır aşk.

Varlığı eşsiz bir ilkbahar sabahında, papatyalarla dolu bir kırda piknik yapmaktır.
Közde içilen kahvedir en köpüklüsünden
Aynada gözlerin yerine gözlerini görmektir yalnızca
Nefes almak için kalbine açılan deniz manzaralı penceredir

Yokluğu hayal edilemeyen, çıkmaz sokak da olsa geri dönüşü olmayan bir yolculuktur.
Rüyalarda bile yokluğu, gözleri dolu dolu eden
Benliği esir alan, gece 3-5 nöbetleri tutturan derin düşüncelerdir.

Kızgın bir demiri gözlerindeki yaşla hiç sesin çıkmadan avuçlamaktır.
Damarlarında kan-nikotin oranındaki devasa değişimdir aşk.
Hatırlamak için varlığının değil, gözlerini kapatmanın yeterli olmasıdır.
Her bir hattının ezbere bilindiği, en güzel manzarasının gözleri olduğu bir şehirdir aşk.

11 Temmuz 2021 Pazar

Onlar


Onlar, bir şarkıyı son ses açıp telefonu boyunlarına koyarak şarkı dinlemediler ki hiç

Seni nasıl, niye anlasınlar ki?

Bir cümlenin zehirli bir ok gibi çıktığı yerden, gittiği yere kadar çektiği acıyı görmediler ki hiç

Neden düşünsünler şimdi olan biteni?

Karınca yuvalarına, papatyalara basmamak için yere bakarak yürümediler ki

Etraflarındaki güzelliklere neden baksınlar şimdi?

Bir çocuğun, kuşun ya da kedinin başını okşamadılar ki hiç

Şimdi neden sarılmak istesinler sana?

5 Temmuz 2021 Pazartesi

Gözlerin

Gözlerinde başlayan, yine gözlerinde biten düşleri vardı kadının. Bazen mutluluktan, bazen kederdendi mavi, çocuk ağlayışları.

Siyah hırkasına sinen kokusu gitmesin diye dolabında senelerce sakladığı için mi olmuştu tüm bunlar? Neden birini her şeyden çok sevmenin bedeli okyanustaki kum taneleri kadar çoktu?

Nedendi tam güneş doğdu derken bu tutulma?

Böyle olsun istememişti. Son evresinde bir kanser hastası gibiydi bu aşkın zamanlaması. Bozuk saatlerin günde bir kez gösterdiği doğrularının kimseye faydası yoktu.

Birlikte rengarenk boyadıkları duvarları vardı oysa. Zemin katta olmasa, sular basmasa direnirlerdi; biliyordu. Ama hayalleri yüzme bilmiyordu ki...

Bir kalp kaç kez kırılabilirdi aynı yerinden, kaç kez bir çift kahverengi gözle tamir edilebilirdi?

Kaç kere hayal edebiliyorsanız o kadardı işte.

26 Haziran 2021 Cumartesi

Bir Düşüm Ben



Her taşın altından çıkan bir yaradır sevdan 

Nereye baksam eksik, nereye gitsem tam içimde 

Sana ellerinin çizgilerinden

Saçlarının tellerinden söz etmek isterim

Eksildikçe kaybolduğum düşlerde 

Yaşlanmak biraz da yara almaktır derim