Bumerang - Yazarkafe

19 Ekim 2020 Pazartesi

Ayrı'ntı



Ayrıntı. Ne garip kelime. Türk dil kurumuna göre ''Bir bütünün önemce ikinci derecede olan ögelerinden her biri, teferruat, tafsilat, detay.''

Bana göre ise ayrı kalmaktan gelen bir kelime. Her şeyden başka düşünen insanlara has bir durum. Ayrıntılarda boğulmak özellikle. Hayatta her şeyin en ince ayrıntısına kadar düşünmek...

Ayrıntıcı bir insan takıntılıdır, kırılgandır. Beklentilerinde boğulur.  Ayrıntı ayrılıktan gelir, ayrılık getirir. Hayatla, eşyayla, insanla...

Aman üzülmesin, aman kırılmasın, aman ayıp olmasın da ayrıntıcı insanların bataklığıdır. Samimiyet denen, çağımızda kanayan yaramız olmuş şeyin getirisidir. Gerçi pek kalmamıştır ayrı'ntıcı insanlar.

O insanlar için bir kelime, bir cümle günlerce içinde boğulduğu bir okyanus olur. Aslında bir kaşık sudur hepi topu. 

12 Ekim 2020 Pazartesi

Aya


Güneşli günlere dedi, yazmak kolay

Güneşin sıcaklığı iliklerine kadar işlerken aya sevdalanmayı

O kavurucu sıcakta tir tir titremeyi gör...

 Sen gel

Aydınlık günler dururken karanlığa vurulmayı gör

Bir karanlık gecede, yalnızca uzaktan bakabildiğin aya yaz sevdanı

5 Ekim 2020 Pazartesi

Aşk'a Türlü Şeyler

 


Gözlerinde kim olduğumu unuttuğum bir ayna yansımasından ibaret olmak, dedi. Çok çaresizce. Yeryüzündeki bütün çareleri avuç içlerine verip, herkesten saklanan kalbi apaçık sunmak, delilik...

 Sen ol dedi, yanımda sen ol gerisi mühim değil. Kazanmak, kaybetmek değildi ki mesele.  Mesele ürkek bir kuş. Erimekte olan kutuplarda gözünü henüz açmış bir penguen ya da bir kır papatyası; kışa direnen, var olmaya çalışan. Yanan, eriyen; sönse yeniden bütün olabileceği ama ateşi bir an bile sönmeyen bir mum. Kendi sıcaklığından, ışığından bihaber... 

1 Ekim 2020 Perşembe

Uçurum


''Bir uçurumu sevmişim, düşmüşüm de düşmüşüm

Kağıttan kanatlar takmışlar bize, yırtmışlar bizi gökyüzüm
Bir yalanı sevmişim, kanmışım da kanmışım
Ayaklarına bir taş bağlayıp aklımı denize atmışım
Seni en çok ben mi sevdim bilmem ama
En güzel ben sevdim
Seni en çok ben mi sevdim bilmem ama
En güzel ben sevdim''
Eflatun'dan dinlediği şarkıya bağıra bağıra eşlik etmişti adam. Tekrar tekrar dinliyordu.
Sevmek üzerine düşünüyordu bu gece de. Diğer evlerdeki mutlu insanlar uyuyalı çok olmuştu. Şarkılar en çok da gecenin dördünde haklı oluyordu. Gece dört, odanın ışıkları kapalı, kulaklıkta eflatun- bir uçuruma kanmışım...
Yatağını on dört gündür düzeltmiyordu. Kıyafetlerini de öyle. Birikmiş bulaşıklar, kirlenmiş, danığık bir ev, dökülmüş ve beyazlamaya başlamış saçlarıyla baş başaydı. Yalnızlık bu yaşa yakışmıyordu. Ütüsüz gömleklerle, insanlarla göz teması bile kurmadan yaşamaya çalışıyordu. Önce insanlara tutunmayı bıraktı adam, sonra eşyalara. Oğuz Atay'ın dediği gibi artık insan insana tutunamıyordu...
Şimdi elinde, tutunduğu birkaç şarkı ve kitap kalmıştı...

26 Eylül 2020 Cumartesi

Kat İzleri


Duvarları aşamıyordu. Alışamıyordu. Sanki üzerine üzerine geliyorlardı. Sıvası düşmüş, paramparça ve sarı rengindelerdi. Az yukarıda, sağda adamın sureti vardı. En çok da o geliyordu üzerine. Ben hep yanındayım, hayatındayım der gibi bakıyordu. Her zamanki güzelliğiyle hem de...
Kahverengi, beyazlamaya başlamış saçları, iri gözleri, köklerinden toprağa sıkıca tutunmuş bir çınar ağacı gibi uzun boyuyla son gördüğü haliyle, oradaydı işte!
 Aklının oyunlarıyla mücadelesi bitmiyordu.

10 Eylül 2020 Perşembe

Gönül


Kendine yaslanan dik yürür felsefesinde, başına buyruk, hesapsız hayatının şu köşebaşında adama rastlamıştı. Hayatta tesadüflere yer olmadığına inanırdı. Hiç unutmuyordu. Sabaha karşı beşti saat, her gece olduğu gibi yürüyordu. Son sigarasını içecekti. Şarkı mırıldanarak yanından geçen bir adam vardı. Adamı gördüğü anda ciğerine dolan şey duman değil de koca bir gökyüzüydü sanki. 
Daha önce gördüğü adamlardan çok mu farklıydı?
Hayır bu öyle bir şey değildi. Gözlerinde, sesinde çok farklı bir şey vardı. Adını bugün bile koyamadığı şeyler hissettirmişti...
Hayatı boyunca hep mantıktan yana olmuştu kadın. Tanımadığı bir adam gökyüzünü ciğerine nasıl doldurabilirdi? Ama o gözlerin kötü olma ihtimali yoktu işte, yoktu.
Gülümsedi kadın, yalnızca gülümsedi ve yoluna devam etti. O günden sonra hiçbir şey eskisi gibi olmadı. Her gün adamın yüzünü düşündü. Unutmasın diye resmini çizdi eski bir deftere. Her gün o resmi inceledi. 

9 Ağustos 2020 Pazar

Yarım

 Türküler söyleyen, türküler dinleyen, sesinde aşk olan bir adam vardı... Uzunca boyu, güzel sesi, ''hayatta her ne olursa olsun umut hep var olacak'' bakışları ile dimdik ayaktaydı. Gülümsesin diye her şey yapılabilirdi. İnsan onu görünce aklının iplerini öylece salabilirdi. Dengesizleşebilirdi, çocuklaşabilirdi, kendi olmaktan çıkabilirdi, asla girmem dediği yollarda koşabilirdi öylece, çok sevebilirdi sonra. Yalnızca kokusunu içine çekmek isteyebilirdi... Yani kadının gözünde böyleydi en azından... Yanında olmak, var olmanın ilk şartıydı sanki. Gözünü onunla açmış, onunla kapatmalıymış gibi... Ölmek üzereyken istenen o son su gibi...