Bumerang - Yazarkafe

18 Ağustos 2015 Salı

Bazı Yalanlar

Ellerin dedi adam; öyle küçük, öyle beyaz, öyle güzel ki şuan tam saçlarımın arasında gezinirken. Kadın sustu her zamanki gibi. En ufak sözde utanır, yalnızca gülümserdi adamın küçük
görsel alıntıdır
gözlerine diktiği kocaman gözlerini kaçırırken. Ela onların rengiydi. Onların göz rengi, onların şansı...

Kadın en çok maviyi sevse de elanın yeri ayrıydı hayatlarında.

Hayatta çok azdır huzurlu zamanların toplamı kimseyi birleştirmeye de diriltmeye de yetmez. Hani şu ölmek üzereyken şerit halinde geçecek hatıralar. İşte o en güzel hatıraların çoğu kadınla olanlardı adam için. Saçları arasında gezinen el huzurun, hayatın ve zamanın dışındaki adını koyamadığı bir duyguyu çağrıştırıyordu. O duygunun adını koyabilse her şey daha kolay olacaktı aslında. Bir de kadının gözlerindeki elaya karışabilseydi belki içindeki hasret bitiverirdi. Evet hasret. Yanından henüz ayrılmışken bile arama ihtiyacı hissettiren bir özlem vardı içinde. Sahi ne oluyordu şimdi adama? Uzun zaman sonra bunları hissettiren bu sessiz kadın da nereden çıkmıştı? Elinden kayıp gideceğini bile bile yanında durduğu bu kadına neden yapmıştı ki bunları?


Kadının o harikuladenin ötesinde kokusu yeniden burnundaydı. Sanki ilk defa koku alıyordu ve huzuru çağrıştıran, eskimeyen, değişmeyen diğer şey de buydu. Dünyanın bilmem neresinden gelmiş, onu bulmuş bir koku.

Kadın usulca eğildi kulağına ''seni seviyorum'' dedi. Sonra uzattı kollarını. Sarıldılar. Kaç saat geçmişti bu halde bilmiyorlardı. Zamandan soyutlanmak dedikleri bu olmalıydı. Adamın içinde bir huzursuzluk, bir sancı vardı. Gözlerindeki dumanlı bakış bu yüzdendi.

Eksik yok muydu bu hikayede? Kadından hiç bahsedemiyordu yazar. Çünkü yalnızca yazarın bildiği bir ayrıntı vardı. Kadının yarım aklı bunu hiç anlamamıştı. Yarım aklı bir yarine ermişti.
Aslında tüm bunlar yıllar sonra son kez gerçekleşiyordu. Kadın son kez dokunuyordu adamın saçlarına, son kez öpüyordu onu doya doya. Kokusunu son kez çekiyordu en derinine. O gün her şey son kez yaşanıyordu.
Evlilik hayalleri, sevgi dolu o sözler, şakalaşmalar, küsmeler, gözlerinin içinde kaybolan her neyse aranan o şey son kez bulunuyordu...
Bazı olaylar vardı, bazı yalanlar. Bazı yalanlar ölümden beterdi. Bazı yalanlar bazı sonları getirirdi. Sona yaklaşmaya bir kala son kez görüşmeleri tesadüf değildi. Kadın o iki günü hiç unutamayacaktı.
Sona bir kala olmuştu o günün adı. Kadının kalbi sona bir varken durmuştu...



6 yorum:

  1. pembe yalanın çivilisi oluyor sanırım böylesi..

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Pembelikten çıkmaya, siyaha yüz tutmuş çivili bir yalan diyelim...

      Sil
  2. Bir varmış bir yokmuş… Cümlesiyle başlayan o hikâyelere ben varmışım ben yokmuşum cümlesini koyabilene rastladın mı? Kendi hikâyesi olanlara kulak verdiğinde kendine rastlamadın mı? O anlatılanlarda bazen ben diye haykırmadın mı?Siyah meşinden kaplı deftere siyah kalemle ebedi olanı yazmak kimselerden habersiz bir köşede saklamak mı? Yazılanı sırası gelince bir tokat gibi savurmak mı?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bu hikayede yazardan çok şey var..
      Bir var, bir yok denilen masallar değil de içindeki kişilermiş. Ben, biz yokmuşuz aslında.
      Saklamak, anlat-a-mamak kalbi çok yoruyor. Yeri geldikçe, kelimeler yettiğince anlatmak en güzeli.

      Sil
  3. Bazı şeyleri istesek de açık açık yazamıyoruz değil mi :) Ama, ben anladığıma en azından hissettiğime inanıyorum. Kalemine ve yüreğine sağlık. Çok güzel olmuş.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ah, keşke kelimeler yetse, el varsa yazmaya olanları. Ama olmuyor en başta kendine yediremiyor insan. Düşünürken bile kaldıramadığın şeyleri yazıya dökmek de ayrı bir can yakıcı. Hikaye tadında anlatalım bakalım :). En iyi sen anladın diyebilirim, teşekkür ederimm :)

      Sil

Ben buradayım sevgili okuyucum, peki sen neredesin?