Bumerang - Yazarkafe

10 Eylül 2020 Perşembe

Gönül


Kendine yaslanan dik yürür felsefesinde, başına buyruk, hesapsız hayatının şu köşebaşında adama rastlamıştı. Hayatta tesadüflere yer olmadığına inanırdı. Hiç unutmuyordu. Sabaha karşı beşti saat, her gece olduğu gibi yürüyordu. Son sigarasını içecekti. Şarkı mırıldanarak yanından geçen bir adam vardı. Adamı gördüğü anda ciğerine dolan şey duman değil de koca bir gökyüzüydü sanki. 
Daha önce gördüğü adamlardan çok mu farklıydı?
Hayır bu öyle bir şey değildi. Gözlerinde, sesinde çok farklı bir şey vardı. Adını bugün bile koyamadığı şeyler hissettirmişti...
Hayatı boyunca hep mantıktan yana olmuştu kadın. Tanımadığı bir adam gökyüzünü ciğerine nasıl doldurabilirdi? Ama o gözlerin kötü olma ihtimali yoktu işte, yoktu.
Gülümsedi kadın, yalnızca gülümsedi ve yoluna devam etti. O günden sonra hiçbir şey eskisi gibi olmadı. Her gün adamın yüzünü düşündü. Unutmasın diye resmini çizdi eski bir deftere. Her gün o resmi inceledi. 
Her gün o resimde kayboldu kadın. Kahvaltıda çatala baktı, gülümsedi. Herkese, her şeye gülümsedi.
Yürümüyordu artık. Yolu, yolculukları yoktu. Yolun bir yere gitmediği, bir durma biçimi olduğunu anlamıştı. Ne kadar yürürse yürüsün kalbinden bir adım öteye gidemeyecekti. 
Adamı görmeden önce hayatının ne kadar sığ, anlamsız olduğunu fark etti sonra. Adresini bilmediği için ona hiç ulaşmayacak mektuplar yazdı. Belki görürüm diye her gün sabah beşte o köşebaşına gitti. Ne adam vardı, ne şairlere nice şiirler yazdırtacak gözleri. 
Bu şekilde aylar geçti. Kadın mektuplar yazmaya devam etti. Adama en azından adını sormalıydı. Konuşamamıştı ki. 
Katılaşmış, kurumuş kalbi okyanus sularında boğulurken nasıl çıksındı sesi?
Adamla aynı gökyüzüne baktığını düşünüyordu bazen, aynı aya. Belki aynı gecede böyle hayatın.. diyerek bir küfür savurmuşlardı. Aynı anda yakmışlardı belki sigaralarını. Sahi, adam da sigara içiyor muydu acaba?
Her gece yürümeye devam ediyordu. Artık adamı göreceğine dair bir umudu yoktu. O gün adamın onu fark ettiğinden bile şüpheliydi. 
Yine o köşebaşındaydı, saat beşti. Hiç beklemediği anda sarı tişörtü, açık renk kot pantolonu ve beyaz spor ayakkabılarıyla adam karşısındaydı.
Gülümsedi kadın, yutkundu. Kalbinin sesini kulaklarında, sırtında, ellerinde hissediyordu.
''Ellerinden, gözlerinin kenarındaki kırışıklıklardan, gün doğarken kuşların eşsiz cıvıltısından farkı olmayan sesinden kalbime doğru akan bir okyanustun..'' diyebildi kadın kısılmış sesine aldırış etmeden. 
Bir damla su bile yetecekken kalbe koca bir okyanusun akması çok ağır değil miydi?
Hem, kalbi yüzme bilmiyordu ki.
Adam da gülümsedi. Konuşmayı pek de sevmezdi. Birlikte, el ele güneşin doğuşuna doğru yürüdüler...
Günün başlayışı yeni hikayelere gebe derlerdi. Bugün tam da öyle olmuştu. 















2 yorum:

Ben buradayım sevgili okur, peki sen neredesin?