Bumerang - Yazarkafe

31 Ağustos 2014 Pazar

Küçük Kız

                                                 
O sabah içinde kötü bir hisle uyandı. Diğer sabahların aksine yüzü asıktı, sonsuza kadar uyuma isteğine tüm
https://www.bebeksayfasi.com/wp-content/uploads/2014/02/g%C3%B6lge1.jpg
Görsel alıntıdır
gücüyle direnerek kalktı yatağından. İşe geç kaldığı için biraz daha uyuma lüksü yoktu.
 Canı bir şey istemiyordu. Kahvaltısını yapmadı. Umrunda değildi o en sevdiği mavinin gönderdiği yağmurlar bile. Makyaj da yapmadı.
Neden böyle olduğunu bilmiyordu, ama durum böyleydi işte.
Ayakları geri geri gidiyordu durağa giderken.Otobüse bindi. Sıradan ve sıcıkı bir günün başlangıcı gibiydi.

Birden onu fark etti...
Yıllar sonra nereden çıkmıştı ki?


Gidişiyle darmadağın ettiği bu kız artık büyümüştü. Yani öyle sanıyordu bu güne kadar. Oysa onu görünce yeniden çocuk oldu. Küçüldü, küçüldü, küçüldü...                    
Yere düştüğü ilk ana döndü yaraları. Yeniden açıldı, yeniden kanadılar. Hatta kabuk bağlamış olduğu için daha derin yaralar oluştu. Küçücük kaldı, yerin yedi kat dibinde yanıyordu sanki.
Dünyadaki cehennemine yeniden döndü...


Bağırmak istedi. Ama sadece yürüdü. Ayakta durmakta zorlanıyor olsa da yürüdü.
 O birkaç saniyelik yürüyüş bir ömürdü sanki...
Sonunda yerine oturabildi. Gözlerinden akan yaşlara hakim olamıyordu o küçük kız.
Aklından geçen onca şey arasında bir tane bile güzel anı yoktu.
Hep acı, hep hüsrandı...
Ne zaman güvense yarı yolda bırakmıştı onu genç adam. Her arkasını döndüğünde yalnız bulmuştu kendini küçük kız...
Acımıştı, kanamıştı. Hem de yıllarca bu yalana kanmıştı.
Kandırılmıştı...
Oğuz Atay'ın dediği gibi, koca bir ömrü harcamak dedikleri gerçeğin altını onunla çizmişti.


Ondan kalan tek şey kullandığı antidepresanlarken bu karşılaşma nedendi?
Yol bir türlü bitmiyordu...
Yağmur da...
Bitmeyen yolda, bitmeyen yağmurda öylece ilerliyordu.
Arkasında sevdiği adam, gözlerindeki yaşlardan önünü bile göremiyordu.


Sonra bir ses duydu. Taa uzaklardan gelen bir ses.
Yavaş yavaş yaklaşıyordu. Sonunda uyandı.
Gördüğü acı bir rüyaydı. Kan ter içinde kalmıştı. Yine hastane odasındaydı.
Gerçek hayat, rüyalar ve hayaller arasındaki farkı ayırt edemiyordu zaten artık.
 Gerçek miydi, rüya mıydı anlayamadı. Sadece canı çok yanıyordu.


Minik elleriyle gözlerinden oluk oluk akan göz yaşlarını sildi.
Çığlıklarını duyan hemşire panikle odasına geldi. O alışmıştı her gün bunları yaşamaya.
Yalan bir gülümsemeyle iyiyim dedi hemşireye. İyiyim...








4 yorum:

  1. Merhaba, keşif etkinliğinden geliyorum bloguna, çok sevimli bir blogmuş bulduğuma sevindim. Bana da beklerim:)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Merhaba, hoşgeldiniz :). Beğenmenize sevindim bende.

      Tabi ki uğrarım :)

      Sil
  2. Kesfettim geldim cnm blogunu takibe aldim banada beklerimm :-)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Hoşgeldiniz, sizi zaten takip ediyorum :).

      Sevgiler.

      Sil

Ben buradayım sevgili okuyucum, peki sen neredesin?