Bumerang - Yazarkafe

2 Mayıs 2015 Cumartesi

Kaç Eylül Geçmişti Sahi?

Görsel alıntıdır.
Uykusuzluktan kan çanağına dönmüş gözleri, özenle hazırladığı bordo çantası, kahverengi düz saçları, elinde art arda yaktığı sigarasıyla gelmişti durağa. Son durağa...
Her şeyin bittiği, ve bir gün her şeyin yeniden başlamasını umut ettiği durağındaydı yeniden.
Üstünde onun en sevdiği kıyafetleri vardı. Siyah sana çok yakışıyor derdi hep. Özellikle siyah şifon gömleğine bayılırdı. Her yıl inatla bu gömleği giymesi bu yüzdendi. Giydiği, beklediği gün gömleğini yıkar, bir yıl boyunca siyah gömleği de kendisi gibi geçen günleri sayar ve o gün geldiğinde en sevdiği kokuyu da sıkarak o durağa gelirdi...


 Eğer ölmediyse bir gün mutlaka gelecek, o verdiği sözleri tutmamazlık yapmaz derdi...
Bu kaçıncı eylül, kaçıncı bekleyişti sahi? Artık kendisi de bilmiyordu. Bazen an ve anılarını birbirine karıştırmış halde buluyordu kendini. 
Bu eylül gelecek miydi?
Yine bekliyordu. Bu bekleyiş sabahın ilk saatlerinde umutla başlıyordu.
Duraklara gelmiş herkesin bir amacı vardı. Gitmek istediği bir yer. Mutlu aileleri vardı kiminin. Kiminin terk edilişleri...
Onun beklediği yalnızca bir adamdı. Ondan başka kimseyi görmemişti...
Zaman geçtikçe umudun yerini yanarak yok olan bir mum görüntüsü alıyordu. Yine gelmeyecekti, içten içe biliyordu. Ama beklemekten vazgeçerse devam etmeye gücü kalmayacaktı. 
Kaç eylül geçmişti sahi? O da bilmiyordu.
Bunları düşünürken durağın önünden koşarak geçen bir çocuk çarptı. Anılar ve iç savaşından kurtulmaya çalıştı. Saat çok geç olmuştu. Şimdi son otobüs de geçip gitmişti yanı başından.
Onun için mevsimlerden yalnızca sonbahar, renklerden sadece siyah, günlerden sadece bu yağmurlu eylül günü önemliydi. 
Birden omzuna biri dokundu.''Yeter artık, gelmeyecek anlasana'' dedi hüngür hüngür ağlarken. Neye uğradığını şaşırmıştı. Evet oydu!
Sevdiği adam da en sevdiği lacivert gömleğini, koyu kot pantolonunu giymiş, sözünü tutmuştu bir eylül gecesi. Ay, yıldızlar, bulutlar ve gözyaşları gibi süzülen yağmur damlalarının dili olsaydı bu anı anlatmak için kelimeleri kifayetsiz kalırdı... Elleri kavuşmuş bu iki aşık karanlıkta kaybolmuştu...
Bu şehir ne böyle bir bekleyiş, ne böyle bir kavuşma görmüştü. 
Aileler, mutlu çiftler, terk edilişler vardı duraklarda. Ama o kızınki gibi bir bekleyiş, o adamınki gibi bir dönüş yoktu. 
Geçen gece sohbet ettiğim sarhoş böyle anlatmıştı. Hayal miydi anlattıkları sahi? Kendisi de bilmiyordu. Tek bildiğim tertemiz bir yüreği, uzun bekleyişleri ve kocaman acıları olduğuydu. 








2 yorum:

  1. Harika... "Gelmeyecek anlasana!" diyenin beklenen olması müthiş... Ne cevherler varmış sende, gerçekten çok beğenerek okudum. Kalemine sağlık.

    YanıtlaSil
  2. Bir anda geldi ve yazdım. Beğenmene sevindim, çook teşekkür ederim :)

    YanıtlaSil

Ben buradayım sevgili okuyucum, peki sen neredesin?